>

. Düğün Fotoğraflarında İddalıyız !

İddamızın nedeni 1.200.000 den fazla deklanşöre basmış olmaktan geliyor.

. Armut.com ‘a üye olduk.

. Hizmetlerimiz

Düğün, Düğün hikayesi, Düğün öyküsü, Düğün masalı, Tam gün hikayesi, Tüm gün hikayesi
Düğün fotoğrafçısı, Düğün fotoğrafçılığı, Dış çekim, Düğün albümü, Düğün hikayesi fiyatları, Düğün filmi, Düğün klibi, Düğün çekimi, Düğün davetiyesi, Save the date, Düğün fotoğraf çekimi, düğün albümü, gelin damat, Düğün fotoğrafçıları, Düğün fotoğrafçısı ankara, Düğün fotoğrafçısı fiyatları, Düğün fotoğrafları, Düğün fotoğrafı çekim teknikleri

'

= ( 0 )

FOTOĞRAFIN TARİHİ

Modern dünyanın sıkıntılarınıa inat çığ gibi büyüyen görsel sanatlara verilen önem ve ayrilan bütçe büyük şirketler bazında fazlasıyla artmaktadır. Bu öenm ve ilgi iş adamlarına yeni kapılar açmış yeni pazarlar sağlamış dolayısıyla görsel sanatlara ayrılan bütçe milyardolarlar seviyesine ulaşmıştır. Peki bu kadar önemli olan görsel sanatlar özellikle fotograf yuzyıllardır bilim adamların geliştirmeye çalıştıkları bir sektör değildi, hatta asırlar önce fotograf ortaya çıktığında herkesin çok şaşırdığı 19. yüzyılın en önemli buluşuydu. Daha öncede bahsettiğimiz gibi çalışmalarda yer alan ilk bilim adamları, hiçbir zaman fotoğrafı icat etmek için yola çıkmamışlardı.Bazen de tesadüf eseri gelişmeler olmuş, bazende bilim adamları çalışmalarıyla yol katetmişlerdi. Yıllar geçtikçe fotoğraf kah öyle kah böyle gelişmiş ve bilim adamları iki tipte olmak üzere çalışmalarını ayırmış ve  sürdürmüşlerdir. Bunlardan birincisi  fotoğraf makinalarının mekaniği, ikincisi ise fotoğrafın kimyası üzerine olmuştur.

Fotoğraf çekimi için fotoğraf makinası sanki bir makinadan ibaretmiş gibi sanatı unuttuk geçtik. Birazda sanattan sanatçıdan bahsetme zamanı geldi. İlk insanlar dünya kurulduğundan bu güne çevrelerinde olan olayları, hayvanları, bitkileri resmetmek istemiş ve imkanları dahilinde resmetmişlerdir.  Resmettikleri yerler mağara duvarları taşların üzerleriyken, bu şekilde resmetme ve aktarma yeteneğine sahip olan kişilere günümüzde sanatçı denir. Sanatçılar yarattıkları görüntülerin hep gerçeğe benzemesi için uğraşmışlardır. Fotoğrafın bulunmasıyla birlikte gerçeğe benzeme kusursuz hale gelmiştir.

Fotoğrafın doğduğu yıl bilinmemekle beraber 10.yüzyıl dolaylarında ilk çalışmaların matematik ve optik ile ilgili bilimsel çalışmaların sahibi İbni-i Heysem bir bilim insanı tarafından yapıldığı bilinmekteydir. Heysem camera obscure adı verilen karanlık kutuyu  güneş tutulmasını izlemek için kullanmıştır. Bulması  ve kullanması şans eseri gelişen olaylardan meydana gelir. Karanlık bir odanın duvarına bir iğne deliği açarak görüntünün karşı duvara ters olarak düştüğünü gördü. Camera obscure’nin de çalışması aynı bu şekildedir. Daha sonra 1420 yılında Filippo Brunelleshi heykeltraşlık mimarlık ve matematike uğraşan bilim insanı karanlık oda içinde oluşan görüntünün çizimini yapar. Bu çizimin perspektifi aynen yansıttığını farkeder. Milona’lı Girolama Cardano karanlık kutunun içindeki görüntünün iyileşmesi için çok çaba sarfeder ve sonunda 1550 yıllında camera obscura’nın önüne ilk merceği takar. Bu mercek dış bükey olmakla beraber daha net ve parlak bir görüntü elde edileceğini tüm dünyaya kanıtlamış oldu. Bir süre sonra Venedik’li Daniello Barbaro, camera obscure’nin önüne ikinci bir dış bükey mercek takar ve görüntü daha da netleşmiş olur. Giovanni Battista 1558 yılında çift mercekle beraber odanın büyüklüğününde hesaplanması gerektiğini düşünerek daha net görüntü ile çalışma imkanı sağlayan isim olmuştur. 1604 yılında Johannes Kepler, halen kullanılmakta olan aynadaki yansımayı bulur ve hayata geçirir.

Fotograf sözcügü ise 1839 yilinda ilk kez Sir John Herscel tarafindan kullanilmıştır. Fotograf bulundu fakat görüntünün bir “aygit” kullanilarak, iki boyutlu bir yüzey üzerine kaydedilmesi yüzelli yildan fazla sürdü. Louis Daguerre 19 Ağustos 1839 günü ışığın bir marifetiyle görüntüyü yüzey üzerine kaydettiğini açıkladı. Bazı araştırmacılar 1820’li yıllarda ilk fotoğrafın başka biri tarafından çekildiği söylensede bu bilgi idda boyutunu geçememiştir. Fotoğraf’ın anlamı eski yunancadan gelir ve anlamı ışıkla çizmek demektir.

Bir aygıt görüntü kaydında kullanıldıktan sonra bu alandaki gelişmelerin ardı arkası kesilmez oldu. Buluşlar arttı arttı ve arttı ve 1800’lü yılların ilk yarısında kullanılan karanlık kutunun yerini günümüzde elektronik ve mekanik anlamda çok daha gelişmiş olan fotoğraf makineleri aldı.

Binlerce yılın ürünü olan fotoğrafın gelişmesi binlerce yılı aldı. Örnek verecek olursak gümüş ve gümüş tuzlarının ışık altında karardıkları 10. yüzyıldan beri bilim adamları tarafından bilinmekteydi. 1727 yılına gelindiğinde Alman bilim insanı Johann Heinrich Schulze tarafından ışığa hassas gümüş tuzlarınin fiziksel ve kimyasal özelliklerini buldu. Karanlık kutu yani “camera obscura” yüzyıllar süresince güneşin hareketini izlemekte kullanılmıştır. Orta çağ ressamları uyanıklık yaparak seri biçimde manzara resmi yapmak için karanlık kutuyu kullanmışlardır.

Fransa’da Hippolyte Bayard, Louis M Daguerre ve Joseph Nicephore Niepce. İngiltere’de William Henry Talbot fotoğraf üzerine çalışmalarını yapıyorlardı. Bilim adamlarının herbiri Gamera Obscuranin çalışma ilkelerinden ve fotoğraf kimyasallarından haberdardı. 1800’lü yıllarda camera obscura kullanilarak görüntü kaydetmeyle başarısız çalışmaların sahibi Thomas Wedgwood isimli bilim insanıydı. Karanlık kutuyu kullanarak görüntünün sürekli kaydını sağlamayı başaran Nicephore Niepce bilim insanı oldu. Ancak bu seferde Nicephore Niepce görüntüyü elde etmeye çalışmadı sadece litografik baskilarda kullanabileceği çinko kaliplari oluşturmak amacıyla çalışma yapmıştı. Kısacası tesadüfen bulundu.

Bir ressam olan Louis Daguerre ilk fotoğraf kaydını gerçekleştirdi. Gene muhtemelen tesadüfen oldu. Büyük bir olasılıkla karanlık kutuyu resim yapmakta kullanıyordu. Bilim adamlarının yaptığı çalışmalar gibi isiga hassas bir maddeyi gümüş iyodürü bakir bir levha üzerine sürdü ve karanlık kutuyu kullanarak pozlama işlemini yaptı. Banyo işlemini civa buharında gerçekleştirdi. Banyo işleminden sonra sodyum hiposülfit kullanarak tespit işlemini tamamladı. Bu karmaşık bir hayli tesadüflerle dolu işlem görüntünün sürekli biçimde kaydedilmesini sağladı. Bu buluşa Daguerreotype ismi verildi. Daguerreotype kayıtları sadece bir tane olduğu için yani negatifi olmadığı için çoğaltılamıyordu.Sanatsal ve estetiksel yönünden bakıldığında ise kayıtların detayları belirgin ve perspektifin doğru olduğu fotoğraflardı.

İngiliz, William Fox Talbot günümüzdeki fotoğraf anlayışına yakın görüntüler elde etmeyi başardı. Daguerreotype’dan farklı olarak, duyarlı madde kağıda sürülüyor ve kağıt pozlandırılıyordu, sonrasında ise banyo edilmiş kağıttan negatif görüntülerden tekrar kopya alınma imkanı oluyordu ve sonsuz sayıda pozitif görünyüler elde edilebiliyordu. İngiliz bilim adamı bu buluşun isminine Calotype dedi. 1980’li yılların resmi kurumlar önündeki fotoğrafçıların kullandığı teknikle aynıdır. Talbot resmi olarak tescillettirdikten dört yıl sonra yani 1840’lı yılların başlarında fotograf ciddi bir hızla yaygınlaşmaya başladı. Bu yıllardaki fotoğrafçıların hedef kitlesi orta sınıftaki insanlar oldu. Bunun nedeni ise pahalı olduğu için yaptırılamayan yağlı boya portre tabloların yerini almasıydı.

Bu yılları takip eden zamanlarda duyarkatlarla ve objektiflerle ilgili çalışmalar devam etti. Çalışmalar fotoğraflardaki kalitenin ve detayın artmasını sağladı. Boyutları küçüldükçe ve kullanım kolaylığı arttıkça bunlarla beraber olarak pozlama süreleri de azalmaya başlamıştı bunların sonucu olarak gezginlerin yanından ayırmadıkları vazgeçilmezleri haline geldi. Gezginler fransa ve ingiltere başta olmak üzere dünyanın dört bir köşesine fotoğrafçılar gitti, görsel niteliği çok fazla fotoğraflar çektiler ve bu fotoğraflar çok satılmaya başlandı. Fotoğrafların basında kullanılmaya başlaması Kırım Savaşıyla başladı ve Amerikan iç savaşı fotoğraflandı. O yıllarda fotoğrafların gerçeği yansıttığı fikri kamuoyunda kabul gördü.

Fotoğrafik görüntüler resim gibi olmadıklarından sanatçılardan ve onların çevrelerinden olumsuz tepkiler aldı. Bu tepkilerin nedenleri fotoğrafın resimden daha iyi perspektifi ve görüneni birebir yansıtmasıydı. Fotoğrafın ilk otuz yılında fotoğrafçılar resimlerde olduğu gibi efektler vermeye çalıştılar bu efektleri kah negatifle oynayarak kah fotografın üzerinde dokular oluşturarak çalışmalar yaptılar.

1870’li yılların sonlarında duyarkartların eni ve boyu gelişti, hassaslaştı bununla beraber fotoğraf makinalarının optik ve mekanik aksamlarında da gelişmeler oldu. Duyarkartlarda büyük bir gelişme oldu eskiden kullanılan ıslak duyarkartların yerini fabrikasyon üretilmiş kuru olan duyarkartlar aldı. Fabrikasyon duyarkartların kullanımı çok kolay ve pratikti. Bununla beraber taşıma kolaylığıda diğerine göre çok avantajlıydı.

Kodak firması 1888 yılında film, banyo ve baskı ücreti içinde olan 100 tane  filmi bulunan teknolojik fotoğraf makinalarını piyasaya sürdü. O yıllara göre pahalı bir fiyat olan 25 dolar a “düğmeye basın, gerisini bize bırakın” reklam propagandasıyla satışa sürüldü. Kodak firmasının yaptığı bu atılımıyla birlikte fotoğraf geniş kitleler tarafından duyuldu.

Ondokuzuncu yüzyılın sonunda fotoğraf günümüzdeki mükemmelliğe ulaştı. Artık fotoğrafla ilgili tartışmalar gazete sütunlarından sanat ortalmarına sonrasında üniversitelere taşındı. Fotoğrafla ilgili yazılanlar kitaplarda dergilerde yer alıyordu. Böylelikle sinematografik görüntülerin ve televizyonun temelleri atılmış oldu. Fotoğrafin teknik gelişiminin olduğu kadar felsefi boyutuyla ilgilide tartışmalar günümüzde de devam etmektedir.